Aldatma konusunda bilgiler veren uzmanların aldatılan kadınlara önerileri ise
şöyle;“Bir grup var ki gerçekten yani duygusal olarak ilişkide bir şeyler kötü
gittiği için yani kolay olarak tabi bu olumlu bir şey anlamında söylemiyorum,
kolay olarak ilişkinin yavaş yavaş dışına taşmaya başlıyor. Yani kendileri
bireysel birtakım sıkıntılar yaşıyorlar ya ilişkiyle ilgili birtakım sorunlar
yaşıyorlar. Kendi noktanızı net bir hale getirin. Yani evlilik kavramını bir
köşeye atın.
Burda önemli olan, ben bunu söylediğim zaman çiftler biraz şaşırıyorlar tabi,
yani siz hani evlilik terapistisiniz aynı zamanda hani evliliğinizi bir tarafa
atın demek, ama bunu şunun için söylüyorum, burada önemli olan evlilik değil,
ilişkiniz. İlişkiniz iyiyse evliliğiniz de iyidir. İlişkiniz iyiyse yani
geleceğiniz nokta da iyidir. Yani bu ayrılık da olsa, boşanma da olsa devamı da
olsa.. İlişkiniz kötü olursa evliliğiniz de kötü olur.. Onun için eşine şöyle
bir mesaj vermek; yani ben problemleri çözmek istiyorum, çünkü ilişkime değer
veriyorum.
Ama bunun anlamı şey değil, yani illa evli kalacağım anlamı değil.. Çünkü bu
baskının kalkması lazım ve yavaş yavaş çiftin düşünmeye başlaması lazım. Yani ne
kötü gitti? Karşımdaki insanın özellikleri ne? Çünkü birçok insan birçok erkeği
görüyorsunuz geçmişinden gelen birtakım ögeler bir anda hani şey gibi düşünün,
yani bir virüs vücudumuzun bir yerinde duruyor, duruyor duruyor, sizin zayıf bir
noktanızı yakalayıp o anda harekete geçiyor. Yani birtakım faktörlerin
etkisiyle. Bunları yakalamaya çalış, yani bir ölçüde karşınızdaki insanı analiz
edip ona göre nasıl bir çizgi oluşturulur, o noktaya başvurmak. Tabi çok çaresiz
kalınan durumlarda profesyonel bir yardım almakta fayda var tabi.”
Aldatmak Aldanmak Hukuk ve Boşanma
Biraz karışık, zor konular galiba bu aldatma meseleleri… Çok boyutlu, her
yönden ele alınabilir; sosyal, kültürel, psikolojik, dini, ahlaki, hukuki,
felsefi ve daha birçok açıdan ele almak mümkün. Tarihi çok eski, insanoğlunun
cennetten kovulma öyküsüne dek uzanıyor. Şu ya da bu şekilde, geçmişinde, bu
gününde yaşamayan var mıdır, sanmam. Hukuki açıdan biraz irdeleyelim bakalım,
nelerle karşılaşacağız...”Aldatmak” bir eylem. Yani yapılabilmesi için “iradi
olması” gerekiyor. İradi olmayan aldatma mümkün mü? İlk bakışta tuhaf gelse de
mümkün.
İradilik unsuru, belirli bir amaca yönelme, davranışları, sonuçları öngörme,
bilerek isteyerek yapma anlamına gelmekte. Önce us yani akıl olacak, akıldan
irade doğacak. Bu akıl konusu da naif bir konu.
İrade, hukukta sayısız alanda incelenmiş, tartışılmış. İrade, yani bilmek ve
istemek bazen bozuluyor, çeşitli nedenler olabiliyor bunlar, hastalıklar, hata,
hile hatta tehdit ile… İradenin bozulduğu halleri de biz bir kenarda bırakalım
şimdilik. İradenin tam yansıması olan kasdi davranışlar, bir de dikkatsizlik ve
tedbirsizlik dediğimiz taksirle yapılan davranışlar olsun bu yazının konusu.
Aldatmayı da sınırlayalım, öyle ya geniş bir kavram aldatma. İkili ilişki
seviyesine indirelim, hadi biraz daha daraltalım alanımızı, kadın - erkek
ilişkilerine, hatta flört, sevgili, nişanlı, karı – koca ilişkilerine dek
inelim.
İlişkiye aile hukuku perspektifinden bakacağımız için, taraflar ya nişanlı
olacaklar ya da evli. Nişanlıları da şöyle bir yana koyalım, bizimkiler evli
olsun. Biraz heyecan katalım hikayemize, taraflardan birisi ya da her ikisi,
evlilik ilişkisi dışında, sürekli-süreksiz ilişki/ler yaşasınlar. Günün birinde
bir taraf öğrensin ya da zaten biliyorsa, yeter desin, her neyse boşanma gelsin
gündeme. Her iki taraf da boşanma konusunda hemfikirse burada tartışmanın gereği
yok. Değilse peki ne olacak? Yani eşlerden biri, (aldatan/aldatılan) ya da her
ikisi birden hem ne yapacağı konusunda, hem de ilişkiyi sürdürme konusunda
kararsız, tereddüt içerisinde ise…
Medeni Yasaya göre eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir.
Mutlak boşanma nedeni olan zinayı her türlü delille ispat etmek olanaklı.
Yalnız, bu sebeple dava açmak isteyen eş boşanma sebebini öğrenmesinden itibaren
altı ay ve her halde zina eyleminden itibaren beş yıl bir süre içerisinde dava
hakkını kullanmak zorunda.
Eşini affederek evliliğini devam ettiren eşin bu sebeple dava hakkı bulunmuyor.
Bunun amacı, sadakatsiz davranışın ilişkide devamlı bir tehdit konusu olmamasını
yani hakkın kötüye kullanılmamasını sağlamak.
Zina dışında ayrıca Medeni Yasada genel bir boşanma sebebi bulunmakta, buna göre
evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenemeyecek derecede
temelden sarsılmış olursa eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Karı koca
arasında meydana gelen bir olayın evlilik birliğine etkisini ise tarafların
yaşama biçimleri, yaşama bakış açıları belirliyor. Evlilik birliğinin
sarsılmasına eden olan olayları önceden belirleme olanağı bulunmamakta. Buna
neden olan eylem/eylemler önemli; söz konusu eylemin buna dayanarak dava açan
kişide evlilik ruhunu söndürmüş ve onu evlilikten nefret eder hale sokmuş olması
gerekli ve yeterli.
Uygulamada, sadakatsizliğin kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği kabul
edilmekte ve sadakatsizliğe uğrayan eşin bu nedenle diğerinden manevi tazminat
da isteyebileceği kabul edilmektedir. Aşağıdaki karar bir Yargıtay Hukuk Genel
Kurul Kararı olup, gerekçesi okunmaya değer;
“…Eşler yekdiğerine karşı sadakate sorumlu olmasına rağmen, olayda, davalının
karısına sadakat göstermediği anlaşılmaktadır. Böylece, davalının sadakatsiz
tutumu nedeniyle davacının kadınlık haysiyet ve şerefinin ihlal edildiği ve onun
çevresinde küçük düşürüldüğü ve hatta bu yönden ruhsal bunalıma sürüklendiği ve
bu suretle boşanmaya sebep olan olaylar nedeniyle şahsi menfaatlerinin ihlal
olunduğu tartışılmayacak biçimde gerçekleşmiştir. Türk toplumunda, geleneksel
olarak, kadının zinası ve iffetsiz davranışları bir erkeğin haysiyet ve şerefine
en ağır biçimde yapılmış tecavüz teşkil eder.
Bu açık değer yargısının tartışmaya dahi tahammülü yoktur. Ancak, kadın
haklarının erkeklerle eşit düzeye getirildiği Cumhuriyet dönemine kadar
erkeklerin sadakatsiz tutumları veya 3. kişilerle olan cinsel ilişkileri
karıları tarafından hoşgörüyle karşılanmakta iken bugün için, kırsal bölgeler
dahil, haklarının bilincine varan Türk kadınları, kocalarının bu olumsuz
davranışlarından ciddi surette sarsıntı geçirir düzeye erişmiş bulunmaktadır.
Bu itibarla, toplum içinde ortada hiçbir sebep yok iken ve hiçbir kusuru
bulunmazken hayatını kendisine verdiği ve bağladığı kocasının başkalarıyla çocuk
meydana getirecek derecede senelerce devam eden ilişkisinden dolayı davacının,
çevresinde, kadınlık gururunun ve haysiyetinin ağır bir şekilde tecavüze
uğradığının kabulü gerekir. Yukarıda açıklanan görüşün, insan hakları
eşitliğinin teyidi olmaktan başka, kocaların, karılarına karşı sadakat açısından
davranışlarını ayarlamasına yardımcı olacak en isabetli yorum ve takdir olduğuna
kuşku yoktur…”
Kararda vurgulanan konu sadakatsizliktir; başkalarından çocuk sahibi olma sadece
somut olayın özelliği gereğidir, durumu ağırlaştıran bir neden olup, şart da
değildir. Burada herkesin iyi niyetle davranmasının asıl olduğundan, herhangi
bir nedenle hakkın kötüye kullanılmamasından ve her davanın, olayın, kendi
içinde bulunduğu somut şartlara göre değerlendirilmesi gerektiğinden de
bahsetmek gerekir elbette… Bu somut şartlar, her olayda ayrıca ele alınarak
değerlendirilmelidir.
Biraz da subjektiflik katalım işin içine; yıllar önce eşinin kendisini
aldattığından şüphelenen bir arkadaşım telaş, kızgınlık ve öfkeyle beni
aramıştı, aramızda geçen diyalog aşağıda;
— Biliyorum, şu anda o kadınla, nerede olduklarını da, gidip onu bulacağım rezil
edeceğim, polise(zina o zaman suç idi), gazetecilere haber verip bastıracağım…
— Biraz sakinleş bakalım, dur biraz, sen ne istiyorsun şimdi?
Arkadaşımın beklemediği bir yanıttı bu. Şaşırdı elbette...
-…..? Anlamadım…?
— Bırak eşinin ne yaptığını… Sen ne istiyorsun? Farz edelim ki, bu dediklerini
yaptık… Peki, sonra ne yapmayı düşünüyorsun, herhalde boşanacaksın değil mi?
— Bilmiyorum, düşünmedim.
— O zaman biraz düşün; iki seçeneğin olacak sonuçta. Eğer boşanacaksan, herkes
kendi yoluna gidecek ise, o zaman rezil etmek niye? Sonuçta öyle ya da böyle
ortak bir yaşamı paylaştınız, birlikte yıllarınız geçti ve iki çocuğunuz var.
Bir düşün, çocuklar büyüdü, delikanlı oluyorlar, onların bu durumdan nasıl
etkileneceklerini… Gerek var mı böyle bir şey yapmaya? Ya da boşanmayacaksan,
evliliğine böyle devam edeceksen, o zaman her şeyi daha da zorlaştırmaya gerek
var mı? O zaman başka çözüm yolları aramalısın bence…
Başta da yazdığım gibi, zor konular bunlar.
Bir tek hayatınız var ve bunu nasıl yaşayacağımıza kendiniz karar vereceksiniz.
Kim olursanız olun, ne iş yaparsanız yapın “nasıl” yaşayacağınızı siz
belirleyeceksiniz ve bu hakkınızı da kimse elinizden alamaz. Gerçekte sahip
olduğunuz en değerli şey bu seçme özgürlüğünüz.
Bir düşünün, değişik kimlikleriniz, toplumsal yaşamda giydiğiniz elbiseleriniz
olsa da aynı kişi olduğunuzu… Nasılsanız öylesiniz, sözünüz, özünüz, ruhunuz,
aklınız, yüreğiniz… Kısaca, siz!
Kıldan ince kılıçtan keskin haller olsa da, beyazın tonları da olsa yaşamda… İyi
ya da kötü olmasa da… Gene de bir düşünün; hiç kimsenin, hiç bir nesne ve/veya
durumun yalan söylemeye, aldatmaya değip, değmeyeceğini… Kastettiğim sadece
kadın - erkek ilişkisi değil, her türlü ilişki için… Hiç bir kazancın buna değip
değmeyeceğini…
İş yaptığımız insanlar, eşimiz, dostumuz, anamız, babamız, evladımız… Köşedeki
bakkal, trafik polisi… Yalan, sadece diğer yalanları getiriyor beraberinde...
Diyelim ki, geleceğiniz sihirli bir küreden gösterildi size; gördünüz ki, günün
birinde mutlaka bir seçim yapmak zorunda kalacaksınız hangisini seçerdiniz,
aldatmayı mı aldatılmayı mı?
“Unutmayın ki, birinde masumiyetin özgürlüğünü ve hafifliğini taşıyorsunuz,
unutmayın ki, edilgensiniz, unutmayın ki, içinde bulunduğunuz durum sizin
davranışınızın sonucu değil; bu aptallık ya da saflık olarak kabul edilse
dahil…”.
Her ilişkimiz bizim yansımamız değil midir aslında?
Bir gün, arabadan el bilgisayarımız çalınmış, karakoldayız, yanımda güngörmüş,
yaş yaşamış teyzem, polislere “biliyor musunuz çocuklar dedi, ben suç
işleyenlere çok acıyor ve üzülüyorum, onlar için çok dua ediyorum” dedi.
Polisler, gülerek “teyze niye suç işleyenlere acıyorsunuz, mağdurlara acısanız,
onlar için dua etseniz daha iyi olmaz mı”. ???
Cevap düşündürücüydü;
“Mağdurların kayıpları; malları, canları dahi olsa çok ağır değil yavrum,
suçluların taşıdığı yüke oranla… O nedenle onlar için daha çok dua ediyorum”.
Hepimize, toplum olarak yalansız, aldatmasız günler dileğiyle…