12-17 yaş grubundaki hemen hemen herkes, ırktan ve etnik özelliklerden
bağımsız olarak akne problemi yaşayabilir. Bu kişilerin çoğu basit tedavilerle
akne probleminden kurtulabilirken, daha ciddi durumdakiler uzun süreli tedavi
görmelidirler. Ergenlik dönemindeki gençlerin neredeyse %40’ı akne sorunları
için bir dermatolog yardımına ihtiyaç duyacak kadar ciddi sorunlar yaşamaktadır.
Pek çok kişide akne sorunu 10-13 yaşları arasında ortaya çıkar. Genelde 5-10 yıl
sürer ve 20’li yaşların başlarında geçer. Buna rağmen aknenin 20’li ve 30’lu
yaşlarda da devam ettiği, hatta ergenlik döneminde akne sorunu yaşamayan
kişilerde yetişkinlikte akne problemi yaşandığı da görülmektedir.
Akne lezyonları en çok yüzde oluşur ama aynı zamanda boyun, çene, sırt, omuz,
kafa derisi, kollar ve bacakların üst kısmında da görülebilir.
Ergenlik döneminde görülen aknelerin sebebi, kişilerin çocukluktan gençliğe
geçiş döneminde yaşadıkları değişikliklerdir. Fiziksel olgunluğu sağlayan
hormonlar, yağ bezlerinin daha çok sebum üretmesine neden olurlar. Yağ bezleri
üzerinde en çok etkili olan hormon androjen hormonudur. Erkeklik hormonu olan
androjen, kadınlarda da bir miktar bulunur.
Yağ bezleri, içinden bir kılın büyüdüğü kıl foliküllerinde bulunurlar. Ergenlik
döneminde folikülün etrafında bulunan hücreler daha sık dökülürler. Akneli
kişilerde, akneli olmayan kişilere göre hücreler daha çok dökülür ve birbirine
yapışır. Dökülen hücreler sebumla karışıp birbirine yapıştığında, folikülün
ağzını tıkamaktadır. Bu esnada yağ bezleri sebum üretmeye devam etmekte ve
foliküller sebumla dolmaktadır.
Buna ek olarak, ciltte yaşayan bir bakteri olan P.acnes, kapalı kıl
foliküllerinde, daha kolay ve hızlı bir şekilde çoğalmaya başlar. Bu bakteri
ciltte inflamasyona neden olan tahrişler yaratır; bazen folikülün duvarı
patlayarak enfeksiyon cilde yayılır. Akne lezyonlarının siyah nokta lardan,
sivilcelere, onların da nodüllere dönüşmesi işte bu şeklide olmaktadır.
Aknenin Dört Temel Nedeni
Akne, kıl-yağ bezleri biriminin hastalığıdır.
Yağ bezleri isimlerini ürettikleri yağlı bir madde olan sebum’dan alırlar.
Normal şartlar altında sebum, kıl folikülü boyunca ilerler ve cilt yüzeyine
çıkar. Akne oluştuğu zaman sebum folikülün içinde kalır ve dışarı çıkamaz.
Akneler yağ bezlerinin daha yoğun olarak bulunduğu yüz, boyun, sırt, kolların
üstü ve omuzlar gibi bölgelerde daha çok oluşur. Siyah nokta şeklindeki akne
lezyonlarına komedon adı verilirken, kırmızı, şişmiş ve irinli lezyonlara papül,
nodül ve püstül denilmektedir.
Komedonların oluşmasını sağlayan dört temel etken vardır:
·Hormonlar (androjenler)
·Artan sebum üretimi
·Folikülün içindeki değişiklikler
·Bakteriler
Hormonlar (androjenler):
Akneler genelde, vücut androjen hormonunu daha fazla üretmeye başladığı zaman
oluşur. Androjen üretimi 11-14 yaşları arasında en üst seviyeye ulaştığında
akneler de artmaktadır. Genç kadınlarda menstrüel döngü nedeniyle değişen hormon
seviyeleri aknelerde alevlenmelere neden olmaktadır. Bu değişiklikler yağ
bezlerinin androjenlere olan hassasiyetini de etkilemektedir.
Artan sebum üretimi:
Yağ bezleri androjenler tarafından uyarıldıktan sonra daha fazla sebum üretmeye
başlarlar. Yağlı sebum, folikülün içinde birikir ve yukarıya doğru hareket eder.
Yukarı doğru hareket ederken, normal cilt bakterileri ve ölü cilt hücreleriyle
birleşir. Sebum üretimi arttıkça, kıl folikülünün tıkanma ve komedonlara neden
olma ihtimali de artmaktadır.
Folikülün içindeki değişiklikler:
Androjen üretimi arttıkça ve yağ bezleri genişledikçe, kıl folikülünün cildin
altına doğru uzanan yapısı da değişime uğramaktadır. Normalde ölü hücreler
kademeli olarak dökülürler ve cilt yüzeyinden uzaklaşırlar. Ergenlik döneminde
hücreler daha sık dökülürler ve birleşip yapışmaya daha müsaittirler, sebumla
temas ettiklerinde folikülü tıkayabilirler. Bu durumda sebum ve ölü hücreler
folikülde bir tıkaç oluştururlar.
Bakteri
Kapalı folikül, bakterilerin üremesi için uygun bir ortamdır. Özellikle bu
ortamda yaşayan bakteri P. acnes bakterisidir. Bu bakteri, sebumla beslenir ve
aknesi olsun olmasın herkesin cildinde bulunur. Yağ bezi tıkandığında ve içi
sebumla dolduğunda P.acnes bakterisi çok daha çabuk çoğalır. Bakterinin ürettiği
kimyasallar folikül içinde ve cilt yüzeyinde inflamasyona neden olur.
Tüm bilgileri birleştirirsek...
Tıkalı foliküller iki çeşit akne oluşumuna neden olabilirler:
(1) komedon, ya da enfeksiyonsuz siyah noktalar, ya da
(2) papül, püstül ve nodül adı verilen enfeksiyonlu lezyonlar
Cilt Yapısı
Cilt, vücudu dışarıya karşı koruyan bir bariyerdir. Aynı zamanda vücut ısısını
ve su dengesini korur, çeşitli zararlı maddelerin ter yoluyla vücuttan atılımını
gerçekleştirir. Kabaca üç tabakadan oluşur. En altta destek dokusu olan
kollajenden, kan damarları ve salgı bezlerinden zengin dermis tabakası yer alır.
Ortada stratum bazale adı verilen sürekli yeni hücrelerin yapıldığı tabaka
vardır ki bu hücreler yavaş yavaş cildin üst tabakalarına doğru yolculuk ederler
ve yaklaşık 14. günde artık canlılıklarını kaybetmeye başlayarak en üstte
birikerek stratum korneumu (boynuzsu tabaka) oluştururlar. Normal bir cildin
sağlığını ve güzelliğini sürdürebilmesi için en üstteki ölü hücrelerin sürekli
dökülüp yenilenmeleri gerekir.
Ancak günümüzde beslenme alışkanlıkları, yeterince su ve taze sebze
tüketilmemesi, sigara dumanı, yetersiz egzersiz ve stres gibi etkenlerin de
katkısıyla bu ölü hücreler beklenen hızda dökülemez ve tabakalar halinde
birikerek cildin üzerini örter, cansız, sağlıksız, mat bir görüntü oluştururlar.
Sonrasında siyah noktalar ve komedonlar gelişir. Akneye eğilimli ciltlerde ise
bunları sivilceler izler. Güneş ve yaşlanma da orta tabakada hücre yenilenmesini
yavaşlatarak ve destek dokusu olan kollajende azalmaya neden olarak cilt
sağlığını olumsuz etkilerler.
Cildin çok sayıda işlevi vardır:
Destek Görevi : Cilt, altındaki dokuları örter ve onlara destek sağlar.
Vücut Isısının Korunması : Barındırdığı çok geniş damar yapısı ve ter
bezleri sayesinde vücudun ısısının sabit tutulmasında en temel görevi üstlenir.
Salgılama : Ter gibi salgılarla vücutta bazı artık maddelerin birikmeden
dışarı atılmasını sağlar.
D Vitamini Yapılması : Fotokimyasal yöntem ile vücudun ihtiyaç duyduğu D
vitaminini yapar.
Duyu Fonksiyonu : İçinde barındırdığı organeller sayesinde basınç, ısı,
ağrı gibi duyumların alınmasını sağlar.
Pigmentasyon : Cilt oluşturduğu pigmentler ile ultraviyole (UV)
ışınlarının olumsuz etkilerine karşı bir bariyer oluşturur..
Engelleme : Epidermis katmanı ile zararlı maddelerin emilmesine engel
olur.
Bağışıklık Sistemine Yardımı : Özellikle epidermisin en çok keratinize
bölümü olan Stratum Corneum ile yabancı mikroorganizmaların vücuda girmesine
engel olur.